27 Eylül 2011 Salı

11 Ocak 2010 Pazartesi

Why Does It Always Rain On Me?


Bulutların ardından kendini göstermeye çalışan Güneş'i düşünüyorum. Demet demet saçılan ışık süzmelerini düşlüyorum, soğuk bir Ocak akşamında içimi ısıtabilmek için. İliklerime kadar donmuşum da sanki, düşlerle kandırıyorum kendimi. Düşlerin gerçekliği yakarken tenimi; aldırış etmiyorum. Çünkü buz kesmiş yalnızlığım, simsiyah ıssızlığım. Üzerine Güneş doğsun istiyorum ümitlerimin. Hepsi birazcık ışığa hasret, hepsi bir damla suya muhtaç. Hep bulutlar varken umutlarımın üstünde, ne yağmur yağıyor; ne de güneş kendini gösteriyor. Arkadaki ezgiler daha da üşütüyor ruhumu...

" Why does it always rain on me?
Even when sun is shining, i can't avoid the ligthening.."

6 Mart 2009 Cuma

"Nereye gidiyorsun?"


" Çocuk..
Sil yüzünden tüm yalanlarını bu şehirin..
Topla kalbini cadde cadde, sokak sokak,
Kazı ayak izlerini birer birer gri kaldırımlardan;
Bakma yüzlerine hiç, görme onları!
Çocuk bu kez ağlama...
Bu kez git... "

Gitmek kolay mıdır, terk edebilmek ardımızda kalan onca şeyi? Birden silip atmak kolay mıdır? Ayak izlerimiz kalmaz mı bastığımız yerlerde, yoksa dalga gelip temizler mi hepsini?

Adımlarımız küçülür, arkamızdaki ayak izleri silinir zamanla. Gelen dalga yalnızca ayak izlerini silmez, bizi de boğar yavaş yavaş. Hissettirmeden, ağırdan alır canımızı. Ve tamamen nefes alamaz hâle geldiğimizde anlarız her şeyi. İş işten geçmiştir artık. Ne geriye dönmek gibi bir seçenek kalmıştır, ne de ileri gidebilmek. Olduğunuz yerde daha da dibe vurursunuz zamanla. Şiirlerle, şarkılarla avutursunuz kendinizi. Ama gidiyorsunuzdur yavaş yavaş. Gökyüzünden süzülerek gelen son ışık süzmesi de kaybolur. O an bitmişsinizdir.


"
Yüzünde korkularla...
İçinde çığlıklarla...
Kalbinde simsiyahlar…
Nereye gidiyorsun? "

2 Mart 2009 Pazartesi

Yalnızlığın Sesi...






"If a tree falls in a forest and no one is around to hear it, does it make a sound?"

Tanıdık yalnızlıklar yaşıyoruz çoğu zaman hepimiz. Kapılar bir anda kapanıveriyor ardımızdan. Renkler soluyor, ışıklar kapanıyor. Ve bilmediğimiz bir karanlık üşüşüveriyor başımıza, uzaktan bir uğultu plakta çalan sessizliği getiriyor kulaklarımıza. Elimizi savuruyoruz, nafile. Dokunsak da hissedemiyoruz, derin bir hissizlik başlıyor aniden. Ve merak ediyor insan, nasıl içimiz bu kadar acıyabiliyor aslında hiçbir şey hissedemezken? Sadece canımız yanıyor, kırılgan düşlerimizin parçalanma sesleri bölüyor sessizliğin şarkısını. Karanlığın renkleri hep siyah, ve boyuyor her yanı üşenmeden. Tek bir beyaz noktası kalmayana dek hayatımızın... Bırakmıyor...

Ve fark etmiyor aslında. Her yer siyah ya da beyaz... Unutuyoruz bazen acılarla boğuşurken. Ne kadar canımız yanarsa yansın, ne kadar haykırırsak haykıralım... Bir şey değişmiyor. Unutuyoruz odadaki yalnızlığımızı, unutuveriyoruz ardımızda duran kilitli kapımızı. Kapının ardından kahkahalar gelince anlıyoruz içine tıkılıp kaldığımız yalnızlığımızı. Yalnızlık bir mahzen olmuş, tutuyor bizi içinde usanmadan. Ve oyunlar oynayıp kendimizi kandırıyoruz yalnızca. İnanıyoruz kendi yalanlarımıza, defalarca.

Farkında değiliz...
Ses yap ya da yapma... Ne fark eder duyan olmadıktan sonra?



Kırılgan düşler


"tonight your soul sleeps,

but one day you will feel real pain.
then you'll see me as i am,
a fragile wreck on a storm of emotion."

gün geçtikçe küçülen hayallerimiz var. umudumuzun hemen yanında yeşeren kırılgan hayallerimiz, düşlerimiz. ne kadar da hazırlar parçalanmaya. en ufak bir darbede paramparça oluyor, kalbimiz gibi. dört bir yana saçılıyor her parçası. tıpkı cam gibi batıyor içimize, her parça ayrı bir acı veriyor... usanmadan, yorulmadan devam ediyor acı vermeye. bölündükçe daha çok bölünüyor. parçaların toplanıp eskisi gibi olmasını beklemekse nafile. hiçbir zaman eskisi gibi olmuyor. hep zamandan bahsederler, zaman sarar tüm yaraları derler. sarıyor ama boşluğu dolduramıyor hiçbir şey. sadece doldu sanıyoruz, her şey geçti gitti.

"zaman alır.
zaman, alır sizden bunların yükünü
o boşluk dolar elbet,
yaralar kabuk bağlar,
sızılar diner, acılar dibe çöker.
hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

(murathan mundan - yalnız bir opera ) "


aslında her şey o kadar gözümüzün önünde duruyor ki. yaşanmışlıklar, tüm o hayaller, anılar.. o yaraları sarar dedikleri zamanla birlikte kayıp gidiyor hepsi elimizden. biz de izliyoruz sessizce. kahroluyoruz, o günleri geri getirememenin eksikliğiyle. her şey düzeliyor sanarken eksiliyoruz yavaşça. içimizde büyüyen boşluk; kırılan düşlerimizin boşluğu.. uzansak tutuverecekmişiz gibi, çok yakın geliyor düşlerimiz. ama o kadar uzağımızdalar ki. anlatamıyoruz kimseye. anlatsak da anlayamayacakmış gibi geliyor. hem kim anlasın ki elimizden kayıp giden, parçalanan çocukluk hayallerimizi?

" now i got that feeling once again.
i can't explain, you would not understand.
this is not how i am.

`the child is grown, the dream is gone...
i have become comfortably numb..

pink floyd "

büyüdükçe, birer birer ve yavaş yavaş kırılıyor tüm düşlerimiz.

" belki hep biliyordum..
narin düşlerim senin için kırık olacaktı.."

* Anathema - Fragile Dreams'e ithafen..